Türkler başından beri aynı devlet sistemi içinde; bir kısmı yerleşik, çok az bir kısmı yaylak ve kışlak peşinde göçebe olarak yaşamıştır. 'Türkler göçebedir, İslam dönemine geçinceye kadar, ancak Ortaçağ'da yerleşik hayata geçtiler' diye bir şey yok. Arkeolojik kalıntılar bunu gösteriyor.


FÜSUN İKİKARDEŞ

Sanat tarihi uzmanı. Son 30 yılda sanat tarihi okuyanlar iyi bilir, üniversitede ilk kez Türk Mitolojisi dersini başlatmıştı. Şamanizm araştırmalarında akla gelen isimlerin başında. Kars Ani kazı çalışmalarında 4 yıl kazı başkanı. Türk Mitolojileri ile başlayan 6 kitabı var. Ön Türklerin resimlerini, dini inançlarını, Tanrıça Umay’ı, yer-gök-su ve Atalar mağaralarını, anlamlarını öğrenmek için eşsiz bir kaynak dizisinin yazarı. Bir tarihi esere bakınca dönemini ve ait olduğu kültürü kestirebilen bilim insanı. Karşınızda Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu.

OKUMA ÖĞRENDİM ARAŞTIRMA BAŞLADI 

Soyadından da anlaşılacağı gibi Karadenizli. 1964 doğumlu. Of’ta bir yaylada doğmuş. Doğumunun mitsel bir öyküsü var. Önceki üç kardeş doğduktan sonra vefat ediyor. Hocalar, aileye ‘Çocuklarınızı kötü ruhlar sahipleniyor. Bir daha hamile kaldığınızda başka bir yerde doğum yap’, deyince, doğum yaklaştığı zaman yaylaya çıkmışlar. Bebek yaşamış, adı Yaşar olmuş... 

  • Hocam sizi tanıyabilir miyiz? Bu sanat tarihi yolculuğu nasıl başladı? 

İlk beş yıl yaylada yaşadıktan sonra İstanbul’a geldik. İlkokulu Zeytinburnu’nda okudum. Okumak, araştırmak, incelemek. Ben okumayı öğrendiğim an bitti! Ne kadar kitap çıktıysa okurdum. Okulumun adı Bozkurt İlkokulu’ydu. Her müfettiş gelişinde, ‘Bozkurt’un anlamını sorardı, hep de ben parmak kaldırır cevap verirdim. 

  • Ortaokul? Lise?

Devam etti. Hatta bilimsel bir dergiye devam etmem gerek diye düşündüm. TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik dergisine abone oldum. İnceleyerek, okuyan diğer arkadaşlarla tartışarak falan başladı

HUN SANATI KİTABI YOLUNU ÇİZDİ 

  • Sanat tarihini isteyerek mi tercih ettiniz, puan dolayısıyla mı?

Aslında benim tercihimdi... Lisede edebiyat kolunda yetişmiştim. Sosyal alanlara ilgim vardı, Türk dili ve edebiyatı, sanat tarihi de okumuştuk o zaman. Hatta Türk ve İslam Tarihi de vardı. Bazıları nefret ediyordu, ben bayılıyordum. Tarih, arkeoloji, felsefe, hatta coğrafya sevdiğim alanlardı. Bilime hep ilgim vardı. 

  • Mezun olduktan sonra gözünüzü bir alana dikmiş miydiniz?

Amacım bilim alanına girmekti. Önce Osmanlı’ya ilgiliydim, 3. ve 4. sınıfta İslam Öncesi alanına merak salmaya başladım. 

  • Sebebi? 

Tek sebebi, Nejat Diyarbekirli’nin Hun Sanatı kitabıydı. Türkiye’de ve dünyada bu alandaki ilk kitaptı. Kolay anlaşılır bir dili vardı. Heyecanlandırıcıydı. Sanat tarihi açısından bu alana girmeye karar verdim. 

  • Yüksek lisans tez konunuz neydi?

'Anadolu Selçuklu Taş Tenziyatı'nda Orta Asya Bağlantıları' idi. Doktora çalışmaları 1992 yılında tamamlandı. Türk Resim Sanatında Hayvan Sembolleri idi. Bütün konularımı Orta Asya ile ilgili seçtim. 1993’te Yardımcı Doçent, 2002’’de Doçent, 2006’da Profesör oldum. 

BÖLGEDE DİL SIKINTISI YOK HERKES TÜRKÇE BİLİYOR 

  • Saha çalışması da yürüttünüz mü? 

Bu, sürekli yaptığımız bir şey. Sanat tarihi alanında çeşitli araştırma yöntemleri vardır. Bir kısmı kütüphane, bir kısmı müze çalışmalarını içerir. Bir kısmı da arkeolojik ya da alan çalışmalarını içerir. 

  • Örnek?

Bir mimari yapıyı inceleyecekseniz, alana gidersiniz. Fotoğraflar çekersiniz, notlarınızı alırsınız. Veya, bir bölge belirlersiniz, o bölgede yüzey taraması yaparsınız. Dört yıl, Ani kazılarında kazı başkanlığı yaptım, başka kazılara da katıldım.  

  • Dil meselesi? Orta Asya dillerini çözdünüz mü?

Çok dil var tabii, Arapça, Farsça, Rusça, Çince... Hepsini bilmek çok zor. Ama bu coğrafyada çoğu kişi Türkçe biliyor zaten. Oradaki bilim adamlarıyla temasımızda zorluk yok. Ruslarla ve Batılı bilim insanlarıyla İngilizce idare ediyoruz.

ANA KAYNAK SANAT ESERİNİN KENDİSİDİR

  • Kaynak sıkınıtısı?

Yok, eski Türkçe kayıtlar da dilciler tarafından okunmuş ve Türkiye Türkçesiyle yayınları var. Ama sanat tarihçilerinin ana kaynağı, sanat eserinin kendisidir. Arkeolojik kazılarda çıkan eserler, müzelerdeki eserler bizim inceleme alanımızdır. İnceler ve sonuçlar çıkartırız.

  • Yorumlarınız Batı'yla çelişiyor mu?

Biz, Orta ve İç Asya’yı, eski Türkleri çalışıyoruz. Uzmanlık alanım, Müslüman olmayan Türk toplulukları. Batılıların farklı tezleri var. Onlar konuya Hint-Avrupalılık açısından bakıyorlar. Hint-Avrupalıların ilk nerede ortaya çıktıklarını, nerelere yayıldıklarını, daha çok dil verilerine bakarak açıklamaya çalışıyorlar. 

ÖN TÜRK TEORİSİ 

  • Neye dayanarak? 

Bazı arkeolojik materyallere dayanıyorlar. Biz bu anlayışı benimsemiyoruz. Bizim yöntemimize ve anlayışımıza göre, onların Hint-Avrupalı dedikleri bir kısım topluluklar Ön Türklerdir. Yabancı deyimiyle Proto-Türklerdir. İç Asya’da, MÖ 2000’lerden bu yana -daha erkene de gidebilir de, biraz daha netleştiği dönemden itibaren söylüyorum- bir Ön Türk sanatı ve kültürü ortaya çıkıyor. 

  • Coğrafyası neresi?

İç Asya’da, yani Asya’nın yukarı kısımlarında, Altaylar, Sibirya, Baykal Gölü’nün bulunduğu alanlar, Moğolistan falan... Sonra bu milat sıralarına yaklaşınca, yani Demir Çağı'na geldiğimiz sıralarda, artık Türk boyları o bölgelerde iyice ortaya çıkıyor. Daha sonra Hunlar büyük bir devlet kurarak hepsini birleştiriyorlar. Demir devri sıralarında da oluşumunu tamamlıyor ve bunlarla belirli bir yola giriyor. Daha sonra büyük devletler olarak Göktürkler, Uygurlar, yine ara dönemleri oluşturuyor. Bütün bunların yaratmış olduğu sanat eserlerinin toplamını, Erken Devir Türk Sanatı olarak nitelendiriyoruz. 

BÜTÜN TÜRKLER İSLAMİYETE GEÇMEDİ

  • Türk-İslam dönemi?

Buna sadece belirli süre sonra eklenen bir dal olarak geliyor. Kökler Ön Türk döneminde, gövde İslam Öncesi Türklerin döneminde. Bu dallar içerisinde oldukça gür bir dal var, o da Türk-İslam sanatı dalı. 

  • Onun dışında?

Pek kimsenin dile getirmediği Türk-Budist sanatı var, bir Türk-Manihaist sanatı var. Artı bir Türk-Hıristiyan sanatı bile var. Ama bunlar çoğu kere dile getirilmiyor. Türkler topyekun bir şekilde Müslüman olmadılar ki. Geçmişte de çeşitli başka dinleri kabul eden Türki toplulukları vardı. ‘Bütün Türkler İslamiyet'e girdi’ diye bir şey bugün de, başlangıçta da söz konusu değildi. 

SANKİ TÜRKLERİ BİR KÖŞEYE ATIYOR GİBİ 

  • Buraya kadarki tezler evrensel mi? Batılı tarihçiler de hemfikir mi? 

Bu şekilde biz ele alıyoruz konuyu... Yani, Ön Türkler’den ve İç Asya’dan Anadolu’ya doğru bir gelişimi çizen biziz. Batılılar, Türk sanat ve kültüründe böyle bir sürekliliğin olduğunu pek düşünmüyorlar. Çünkü bu, onların Hint-Avrupalılık tezine ters. Onlara göre, Avrasya’daki belli başlı medeniyetler Hint-Avrupalıdır. Türkleri, Ural-Altay kavimleri diye bir gruba sıkıştırmaya çalışıyorlar ki, bu suni bir şeydir. Gerçeklikle alakası yok. Sanki onları bir köşeye atar gibi...

  • Bu hep böyle mi? Tezlerini geliştiriyorlar mı?

Son zamanlarda da yaptıkları bir şey var: Türkleri Moğol gibi takdim etmeye başladılar. Moğollar farklı, Türkler farklı bir toplum. Ama tarih içerisinde Türklerle en çok sıkı fıkı ilişkisi olan toplum hangisidir, derseniz, Moğollardır.

  • Uluslararası ortamlarda bu tezler tartışılıyor mu? 

Oluyor tabii. Kongrelere katılıyoruz, bazen hararetli tartışmalar, hatta çatışmalar bile oluyor. 

  • Bir değişiklik oluyor mu peki?

Şöyle değişiklikler oluyor: Bazen bir mevzuya başlarken, iddia ederken daha temkinli ifadeler kullanıyorlar.

TÜRKLER YERLEŞİK YAŞAMIŞTIR 

  • Örnek var mı?

Azerbaycan’da bir Halı Kongresi oldu. Hatta arkeoloji camisasında ünlü, Sibirya’da çok önemli kazılar yapmış biri. Kendisi bir dokuma motifini anlattı, ‘İskit olabilir ama İran da olabilir’ falan diye fikirler öne sürdü. Yabancılar, yeni bir şey ortaya çıktığında ilk olarak İran, değilse ve mümkünse, ortada tersini gösteren bir delil falan da yoksa Hint ya da Çin yapmak istiyorlar. 

  • Türk olma ihtimali baştan itibaren yok mu sayılıyor?

Türkleri göçebe olarak niteledikleri için göçebenin kültürü ne olacak diyor.

  • Türkler göçebe toplum diye biliniyor...

Salt göçebe toplum değildir. Türkler başından beri aynı devlet sistemi içinde bir kısmı yerleşik yaşamıştır, bir kısmı yaylak ve kışlak peşinde yaşamıştır, çok az bir kısmı belki göçebe olarak yaşamıştır. Bu, bütün Türkler göçebedir, İslam dönemine geçinceye kadar, ancak Ortaçağ'da yerleşik hayata geçtiler diye bir şey yok. Bu gerçek değil! Bütün materyaller, arkeolojik kalıntılar bunu gösteriyor!

TEK GÖÇEBE TOPLUM ÇİNGENELER

  • Nasıl gösteriyor?

Hunların sabit evleri var, sabit yerleşim merkezleri, kentleri var, kazılarda çıkmış! Yurtlukların keza birçok şekli var. Salt göçebe toplum yok. Toplumun bir unsuru, yaylak ve kışlak, hareketli, ama bir unsuru da şehirlerde yaşıyor. Milattan önceki devirlerden beri de böyle. Siz, onun bir unsurunu bir tarafa atıyorsunuz, diğer unsurunu göçebe olarak kabul ediyorsunuz. Kabul edilemez bir şey! Şu anda da Avrupalılar, Yeni Asya’daki Türk Cumhuriyetlerine kasıtlı olarak bunu lanse etmeye, göçebe kültürü diye yüceltmeye çalışıyorlar. Ama yanlış! Kazakistan’da bir sürü şehir var, bir kısmı Göktürklerde, bir kısmı Hun döneminde, bir kısmı daha önce kurulmuş. Denildiği gibi olması mümkün değil! 

  • Bir yazıtta, dokumada gördüğünüz figür Türklere ya da Hintlilere ait olsa ne olacak? Günümüze ne etkisi var?

Her şey insanlığa aittir zaten... Dünyadaki ülke ve ulusları çıkartıyoruz demektir. Ulus olmayı sağlayan şeylerden birisi, kültür ve sanattır. Her kültürün kendine özgü maddeyi biçimlendirme şekli veya sanatı icra etme şekli vardır. Sanat tarihinin amacı, bütün insan topluluklarında sanatın nasıl geliştiğini ortaya koymak olduğuna göre, nasıl ortaya çıktığını devirlere ayırmamız gerek. Alman sanatı ya da İngiliz sanatı, Hint sanatı diye bir terim var. Bunlar, ulusal bütünlükleri ifade eden kavramlar. Ben İngiliz usulu kahvaltı yapabilirim. Bir renk, bir güzellik. Ama benim Türk usulü kahvaltı yapmamı engelleyecek bir şey değil. 

  • Kültür emperyalizmi dedikleri mi?...

Var tabii. Onu güden ülkeler ne yapıyorlar? Kendi önemsedikleri kültürel ve sanatsal unsurları, çeşitli toplumların kendilerine ait olanları bırakıp üstüne kendilerininkini geçiriyorlar. Ya da hiç yok sayanlar olabiliyor. O zaman biz de bütün Avrupa kültürlerini Hıristiyan kültürü diye geçelim... 

TÜRK MİLLETİ YOKSA TÜRK SANATI DA YOKTUR 

  • Türk Sanat Tarihi burada mı devreye giriyor? 

Sanat tarihi insanoğlunun sanatsal üretiminin ve düşüncesinin nasıl geliştiğini inceler. Bölümlere ayırarak inceler. Biri de Türk Sanatı Tarihi'dir. Bunun için de Türk diye bir toplumun olması yeterli. Türk toplumu, milleti yoksa, Türk sanatı da yoktur, Türk mitolojisi de yoktur, Türk kültürü de yoktur, Türk tarihi de yoktur, hiçbir şeyi yoktur. Ama böyle bir şey mümkün değil! Dünyadaki çok eskiden beri varlığını sürdüren birkaç toplumdan biridir. Bunu söylemek de şovenizm falan değil, bilimsel gerçektir. Türkler sonradan oluşmuş bir millet değil ki.

ŞAMANİZM DİN DEĞİLDİR

Türk mitolojisi içinde Şamanizm de var. Bilimsel baktığımızda, eski tarihlerde Şamanizm diye bir din olmadığını görüyorum, bir. Şamanizm isminin en erken Ortaçağlarda ortaya çıktığını görüyorum, iki. Şamanizm, geç dönemlerin bir adlandırmasıdır. Ortaçağ'dan sonra çıkan bir adlandırma. Şamanizm, eski yer-gök-su-atalar inançlarının yeniden biçimlendirilmiş şeklidir. Şamanizm adına söylenmiş ne varsa, hepsi 18. yüzyıldan sonra derlemedir. Çoğunlukla da Altaylar’daki, Sibirya’daki Türk halkları arasından yapılmış derlemelerdir. Bir de Türk halklarına benzeyen Fin-ugor kavimlerinde Şamanizm yaygın, benzer şeyler var.

KUTSAL KILIÇ KİMİN MİTOLOJİSİ?

Türk ve Yunan mitolojilerinde birçok çevreyle örtüşen şeyler var. Budist mitolojiyle, Brahmanist mitoloji, eski İran dinleriyle örtüşenler var. Bu normal! Sebebi, ulusların oluşmadığı çok erken dönemlerde, Orta Avrasya’da ortak kültürel unsurlar var. Bunlar doğanın kendisinden kaynaklandığı için, ağaç hakkında ne söylemişseniz benzerini İranlı da söylemiş, Yunanlı da... Ama kendi anlayışına göre söylemiş. Türklerdeki köken mitlerinden kurttan türeme! Bir benzeri Roma mitolojisinde var. Etrükslerden geçmiş. Greklere Romalılardan geçmiş. Greklerde de kurttan türeme var. Mesela kutsal kılıç, eski Türklerde de vardı. Birebir Kral Arthur’la ilgili mitte anlatıldığı gibi değil, Ares’in kılıcı gibi değil. Ama onu, antlaşma törenlerinde kullanılan kutsal kılıç veya kutsal bıçak gibi gören bir anlayış var. Daha sonra Hunlar Avrupa’ya gelince, Cermen mitlerindeki kutsal kılıç anlayışı Hunlarla ilgili olarak söylenmiş. Atilla, Ares’in kılıcına sahip olduğu için dünyaya hükmetmeye kalkmış gibi...

YILBAŞI EĞLENCESİNDE FUTBOL VARDI

Yılbaşı aslında bütün dünya halklarında önemli. Mevsim dönüşümlerini insan hayatında çok önemli görmüşler. Doğal. Kıştan bahara, bahardan yaza, yazdan kışa geçiş gibi. Yeni yıl törenleri kutlaması çok eski dönemlerden çıkıyor, şu halka ait, bu halka ait diye bir şey yok. Ortak bir anlayış var, herkes onu kendi anlayışına göre kutluyor. Genellikle de bereket dileğiyle kutluyor. Eski yıldaki kötülüklerin defedilmesi, yeni yılda bereketli ve talihli olması için yapılan kutlamalar var. 

Türklerin ilk ortaya çıktıkları İç Asya’da bu kutlamalara başladıklarını belgeli olarak biliyoruz. Hunların mevsimin özellikle bahar aylarında, Atalar Mağarası denilen bir mağarada veya bir dağın yamacında yeni yılı karşıladıkları, törenler yaptıkları, eğlenceler tertip ettikleri anlatılıyor. 

Türklerde yeni yıl 21 (bazen 22) Mart’tır. Bereket ve bugünkü yılbaşılar gibi eğlenceler yapıyorlar. Yarışlar var, at yarışları, dans, müzik, eğlence var. Çin kaynakları, bu anlayışın Göktürkler döneminde sürdüğünü de söylüyor. İlginç bir eğlence var ki, futbolun kökenine de işaret ediyor. Hem kızların hem erkeklerin oynadığını söylüyor. Açık bir şekilde ‘Türkler, deriden yapılmış bir top yaparlar, ayaklarıyla onu teperler’ diyor.


Aydınlık